Tarihin Başlangıcında Bir Halk: Sümerler – Helmut Uhlig

MİLATTAN ÖNCE 8. BİNDEN 4. BİN YILA KADAR YAŞANMIŞ OLAYLAR….
‘’İnsan nüfusunun Ürdün. İndus ve Nil vadilerinde, Akdeniz’in Asya kıyılarında, Suriye Türkiye, Mezopotamya, İran ve Çin’deki Sarı Irmak‘ın geniş alanlarında giderek yoğunlaştığını; ırmaklar tarafından elverişli hale getirilmiş bu bölgelerde gezinen grupların yavaş yavaş yerleşik duruma geçerek, dallardan, kerpiç ve sazlardan kulübeler yaptıklarını görürüz.
Etrafı yüksek duvarlarla örülmüş böyle bir yerleşim birimine Ürdün Vadisi’nde rastlarız. Burası, dünyanın kazılarla saptanabilmiş ilk şehri olan Eriha’dır. İsa’nın doğumundan 8 bin yıl önce kurulmuş olan bu şehrin oluşumunu ve gelişimini izleriz.’’
‘’ ilk yerleşim yerleri Anadolu’da, Suriye’de, Fırat ve Dicle nehirleri arasındaki bölgede yoğunlaşmaktadırlar. Buralarda köy ve şehir benzeri yerleşimlerin – Anadolu’daki Çatalhöyük örneğinde olduğu gibi- kuruluşunu gözler; insanların çimlenme, büyüme ve olgunlaşmanın doğal yasasını kendi eylemlerinin yasasına dönüştürme çabalarına tanık oluruz.’’
….. Kuzey Mezopotamya ‘da ki tarımcıların dinamiği, sadece elde ettikleri kültürel başarılarıyla, yani konut yapımı, buğday ekimi, mükemmel taş, kil ve metal işçiliğiyle değil, aynı zamanda gelişme dürtüsü açısından da belirgin bir şekilde fark edilebilir.
…. Tarih de ilk kez hiyerarşik bir toplum düzeni gelişti. İnsanlar artık basit avcılar, çobanlar veya çiftçiler değillerdi. Mülk edinen ve güç kullananların yanı sıra, mülksüzler, memnun olmayanlar ve bağımlı olanlar da vardı.
…. İlk bakışta burası bir cennet olmaktan çok uzaktı; ama sadece toprak kapları, ahşap, kemik ve taş aletleri, tohumluk tahılları, iş güçleri ve tanrıca heykelleriyle gelmiş olanlar, aşağı Fırat ve Dicle arsındaki bu bölgeyi cennete çevirmeye başladılar.
….. 3.bin yılın sonuna gelindiğinde, manzara hayal bile edilemeyecek bir hızla değişmektedir. Obeyd insanlarının bölgesel olarak başardıkları şeyler büyük ölçüde devam ettirilmekte, kum, su ve sazdan oluşan ıssız çöl, becerikli eller sayesinde bir kültür bölgesine dönüştürülmekte, cennet büyümektedir.
‘’Yerleşik yaşam, insanların yaratıcı huzursuzluklarından pek az şey eksiltmiştir. Çoğu zanaatkâr, rahip olarak yine yollardadır ve tekniklerini, inanışlarını yaymaktadır.
Sellerin bendi yıktığı veya tarlaların sulanamadığı zamanlarda, insanlar toplu hareket etmek zorunda kalırdı. Bu durum zamanla, konutların daha yakın inşa edilmesine ve böylece mahallelerin doğuşuna yol açtı.’’

İnanna ve Dumuzi Mitosu: Kutsal Düğün
‘’MEZOPOTAMYA ’da ki en eski mitolojik tasvirlerde, yaratıcı ve doğurucu gücü ya da bereketliliği ve dolayısıyla tüm yaşamın kaynağını çıplak bir kadın ve bir boğa sembolize eder.’’
‘’Sümerler için tanrılar sadece dünya üstü varlıklar değildi; aynı zamanda insansal varlığın bir ön aşamasıydı. Bu nedenle, onları insani özellik ve hırslarla donatmak Sümerler için çok doğaldı.
Kuzey Mezopotamya’da rastladığımız kilden yapılmış çıplak tanrıca figürü, kuşkusuz ki aşk, bereket ve savaş tanrıçası olarak Sümer panteonunun dişil merkez figürüne dönüşen, gökyüzünün hanımefendisi İnanna ya da İnnin’in prototipidir.’’
‘’ İnanna’nın çok yönlü tanrısal fonksiyonları arasında – gök, bereketlilik, aşk, savaş ve ölüm tanrıçası-bir bağlantı kurmak bizim için zor olsa da Sümerler için kolaydır.
İnanna, Gök Tanrıçası olarak tüm bereketliliğin dağıtıcısıdır. O, başakları büyüten, sürüleri semirten ve anne karnındaki çocuğu büyütendir. O, beklenen ve her zaman yeni bir aşkla tutuşan, bakire ve fahişe, kandırılan ve kanandır.’’ Onun arzulanan görüntüsü, hem tanrılar hem insanlar arasında,
Çoğunlukla da bizzat körüklediği şehirlerarasındaki kavgada kendisini yansıtır. ‘’
İnanna’nın dünyadaki yaşamla ilgili görevleri yüzünden ölüler dünyasında kalmaması gerekiyordu ve
Dumuzi’yi ölüler dünyasına yollayan basiretsiz öfkeli kararı acı bir tat olarak kalmalıydı. Eril tohum olmadan, yaşamın yalnızca anne kucağında gelişeceği düşünülemez. Toprağa tohum ekilmeden, bahar nasıl yeşillenebilir, Dumuzi ve İnanna’nın sürekli geçekleştirdikleri erkek ve kadın kucaklaşması olmadan çocuklar nasıl doğabilirdi?’’

Tarih içinde yayınlandı