Anadolu’da Keşfedilen Dünya’nın İlk Mabedi Göbekli Tepe – Levent Sepici

Geçmişimizi insanlık tarihinin oluşumundan başlatırsak 14 milyar yaşındaki Evrende, Güneş sistemimizin 5 milyar, Dünyamızın ise 4 milyar yıllık bir geçmişe sahip olduğunu ve dünyada 7 milyon yıl önce, insan olmaya aday türlerin geliştiğini görüyoruz.
İnsan 5 milyon yıllık süreçte düşe kalka ayakta kalmayı başarmıştır.
İlk zamanlarda avlanmak için gereken düzenler kurulmuş beyin faaliyetleri gelişmiş ve kalıcı evleri olmayan insan türleri çoğaldıkça bir kavram gelişti ‘’aile bağı’’ ve doğa koşulları değişmesi sonucu göç etmeye başladı bazıları Afrika’yı terk ederek, Hindistan’ a, Çin’e ulaştılar.

Yaşam şartları çok ağırdı bazıları yeryüzünde kalmayı başaramadı. Hayatta kalmayı başaranlar hayal gücü olanlardı. Sayıları azalmaya başladı, kendilerini değiştirebilen çok ufak bir bölümü hayatta kalmayı başardı. Kuş yumurtasının tepesini delip, su kabı olarak kullanıyorlardı. Bu kapları toprağa, kuma gömüyor, su bulamadıkları zaman ihtiyaçlarını görüyorlardı. Böylece, güneyde, değişebilenler, hayal gücünü oluşturabilen çok küçük bir azınlık yaşamdaki yerini koruyabildi.
Bundan 100 bin yıl önce, bir buzul çağı daha bitti. Afrika‘nın iklimi bir daha değişti. Afrika yeşerdi, yaşamayı başaranlar, bolluğa kovuştular. İşte bu günkü insanlar, o bir avuç atadan doğanlardır. Ortaya Homo Sapiens çıkmıştı. Homo Sapıens’in ortaya çıkışının günümüzden 200 bin yıl öncesine uzandığı düşünülmektedir. Homo sapiens Afrika’da çoğaldı, yine iklim koşulları ve rekabet nedeniyle , göç ederek Afrika‘ya yayıldı. Orta Doğuya ve oradan da Avrupa ve Asya’ya ulaştı. O zamanlar Orta Asya kliması ve doğa koşulları yaşamaya çok müsaitti, belki de dünyanın gıdası en bol, en rahat yaşanabilir bölgesiydi.
Günümüzden otuz, otuz beş bin yıl önce, Homo Sapıens göçü başladı. Avrupa, İran, Anadolu, Çin, tüm Asya, Amerika, hatta Avustralya’ya kadar giden bu göçlerden Anadolu da nasibini aldı.

Günümüzden 10 bin yıl önce koyun, keçi, inek, domuz, gibi evcil hayvanlar görülmeye başlanıyor. Gezici toplulukların evcil hayvanları ile birlikte yaşamaya başladıkları ancak yerleşik düzene geçmedikleri biliniyor.
Günümüzden 9.000 yıl önce buğday, arpa ve mercimek gibi ürünleri ıslah edip, ancak tarım yapmaya başladıktan sonra yerleşik düzene geçildiğini, evler, köyler, şehirler kurduğunu bilinmektedir.
Yani Göbekli Tepe ile evcil hayvanlı Yörük yaşamı arasında 2000 yıl, yerleşik düzene geçiş ve çömleğin kullanılmaya başlanılması arasında 3000 yıl olduğu düşünülmektedir.

İlk buğday EİNKORN günümüzden 10.500 yıl önce Karadağ ‘ ın eteklerinde yani Urfa ‘ya 100 km mesafede gelişmiştir. Einkorn bugün kullanılan bütün buğdayların genetik özelliğini taşımaktadır.
Einkornun özelliği başaklarının baş aşağı durmasıydı, yani olgunlaştığında tohumları toprağa dökülüyordu. O zamanlar bu yabanı buğdayı dökülmeden topluyorlar hatta depoluyorlardı. Ancak bir dahaki sezona kadar, yani dökülen tohumların yeniden başak olmasını beklemek zorundaydılar. Atalarımız bu buğdayı ehlileştirdiler ve başakların eğilmeden içindeki evinleri dökmeden dik durması sağlandı. Bunun nasıl başarıldığı halen bilinmiyor.

‘’Göbekli tepe deki mabetler, bazalt yapıdaki tepelik bir bölgenin, kireç taşına dönüştüğü 800m rakımlı en yüksek noktasında, binlerce yıl ara ile aynı yerde inşa edilmiş ve sonrasında bilinmeyen bir nedenle toprak ile örtülerek insan eliyle gömülmüştür. Göbekli tepenin en büyük özelliği bugüne kadar yeryüzünde yapılmış en büyük dini yapı olmalarıdır. Yaklaşık 300 m çapında, 15 m yükseklikte yapay bir tepedir. Çok kaba bir hesapla 500.000 m3 toprak en yüksek tepenin üzerine taşınmış ve mabetlerin üzeri bilinçli bir şekilde örtülmüştür. Gözünüzde canlandırabilmeniz açısından 3 tane futbol sahasının çatısına kadar toprakla doldurulduğunu düşünün.

Genelde arkeolojik buluntular üst üste aynı noktada kurulan farklı tarihlerde yapılmış kalıntılar şeklindedir. Bir tarihi kalıntının altında daha eski tarihli başka yerleşim, onun da altında daha da eski başka bir kalıntı şeklindedir. Ancak Göbekli Tepe’de böyle değildir. Mabetler aynı seviyededir. Yani yan yana aynı seviyede 500 ila bin yıl ara ile inşa edilmişlerdir.’’
‘’ Sembol en geniş anlamda kendinden başka bir şeyi yansıtarak ya da temsil ederek görünür kılan işaret demektir.

Bütününde bakıldığında mabetlerin yuvarlak formu, T stili sütunların dizilişi, yükseklik farkları, sütun sayıları, orta sütunların duruşu, mabede iki sütun arasından girilmesi, yönler, merkez, mabede etrafından dönerek girilmesi, merkezdeki kaide ve içindeki ortası delik taş, su ile ritüellik çalışması yapılması, önlük, T sütunların oturdukları kaideler, T sütunların üzerindeki kabartma şekilleri, kolların gönye teşkil etmesi, ellerin göbek hizasındaki durumu, sayısal sembolizma, geometrik kullanım, taşların tınlaması ve çok daha fazlası birer sembolizmadır.’’

‘’Toplumun bilinci sembollerin idaresiyle canlı tutulmalıdır. ANTHONY COHEN ‘’

Tarih içinde yayınlandı