Seramik Ustası Hamiye Çolakoğlu’nun Hikayesi

Seramik ustası devlet sanatçımız Hamiye Çolakoğlu'nun hikayesi. O sene Sürmene’de pek sık rastlanmayan bir kış olur. Kar diz boyudur ve her yer buz kesmektedir. Böyle zor koşullar altında 1933 yılının Aralık ayının 22’sinde ikinci çocuğunu doğurur Naime. İkinci çocuk da kızdır. Üstelik çelimsiz, soluk benizli, incecik ama kapkara kaşlı bir kız. Oysa Naime erkek beklemektedir... Bozulur... Ayvalık’tan baba gelir, eli kolu paketlerle, armağanlarla. İlk kızları Mariye’ye uyan bir isim aranır yeni bebeğe ve Karadeniz yöresinin tipik isimlerinden birini koyarlar HAMİYE derler adına .

İşi gereği Ayvalık’da olan baba hasrete dayanamaz, ailesini kayınpederinin Karamürsel’deki çiftliğine yerleştirir. Hamiye Çolakoğlu dört yaşındayken gemiyle ilk uzun yolculuğuna çıkar.

Çiftlikte keşfettiği ve en sevdiği oyun topraklardan tepeler yapıp içlerine su doldurmaktır. Çamurları mıncıklar, yoğurur ve küçük kap,kacaklar yapar. İçine su koyup kardeşine ikram eder. Ne üst kalır, ne baş... Annesinin azarlamalarına, Mariye’nin eleştirilerine aldırmaz ve bu oyunu büyük bir zevkle, büyük bir tutkuyla ve büyük bir inatla sürdürür .

Karamürsel’den İstanbul’a giderler ve bir yıl İstanbul’da kalır aile. Bu bir yıl Hamiye Çolakoğlu için çok önemlidir. Çünkü hem ilkokula başlar hem de parklarda, müzelerde ve İstanbul’un değişik mekanlarını gezdiği dolu dolu günlerdir. Tekrar Karamürsel’e dönülür ve iki yıl sonra da Çolakoğlu ailesi Ankara’ya taşınır.

Ortaokulu bitirdiği yaz bir gün çok terler ve üşütür. Bu hastalık yüzünden bir yıl boyunca evden dışarı çıkamaz. Bu süreyi kitap okuyarak ve resim yaparak geçirir. Bir süre Cemal Bingöl’den resim dersleri de alır.

Tek düşü İstanbul’daki Güzel Sanatlar Akademisi’ne gitmektir. Bu düş yeni de değildir aslında. Karamürsel’de daha ilkokul üçüncü sınıfa giderken, Hasandede Türbesi’nde üç arkadaş gelecekte ne olmak istediklerini konuşurlar. İki kız bir erkektirler ve Hamiye o erkek arkadaşını bir daha görmez. Ama kız arkadaşı doktor olmak istediğini belirtir (olur da). Hamiye ise ressam olacağını belirtir ( o sıralar seramiğin hiç bir güncelliği yoktur) .

Aile büyükleri önce İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’ne sonra da Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü’ne gitmesini engeller. Hamiye Çolakoğlu, İsmet Paşa Kız Enstitüsü’ne kaydedilir. Bir yıl sonra da Atatürk Kız Enstitüsü’ne nakledilir.

Atatürk Kız Enstitüsü’ndeki mezuniyet sergisinin açılışına gelen Milli Eğitim Bakanı Tevfik İleri, Hamiye Çolakoğlu’nun bir resmini çok beğenir ve Müdüre Hanıma “Bu genç çok yetenekli, onu İtalya’ya yollayalım” der .

Artık Hamiye Çolakoğlu’nun hedefi belli olmuştur. Bu hedef için elinden gelen her şeyi yapacaktır.

1953-54 yıllarında hem Türk El Sanatları Tanıtma Derneği’nde çalışır, hem de Hakkı İzzet’in Ankara Yapı Enstitüsü’ndeki seramik atölyesine devam eder .

Hamiye Çolakoğlu boş durmamakta sanatın değişik dallarıyla uğraşmaktadır. Fakat İtalya düşünü gerçekleştirmek için çabayı da elden bırakmaz.

Daha önce Almanya dönüşü gezi amaçlı uğradığı İtalya’ya, 1959’da İtalya Hükümetinin ilk karşılıksız bursuyla düşleri gerçekleşmiş olarak gider.

İlk yıl tam gün, hatta neredeyse geceli gündüzlü okuldaydı. İkinci yıl ise saat 14.00’de dersler bitiyordu. Hamiye’de Güzel Sanatlar Akademisi’nde Scenografi (sahne düzeni) bölümüne devam etti. Türkiye’de bunun eğitimi verilmiyordu. Resmi de ihmal etmiyor, resim atölyelerine de muntazaman girip çıkıyordu. Nitekim bu sayede, 1962 yılında Roma’da açılan Genç Sanatçılar Sergisine “Toskana Tepeleri” adlı guaj resmiyle katılacak ve gümüş madalya kazanacaktı (21).

Nazım Hikmet’le İtalya’da tanışması ve bu tanışmada, büyük şairin teşvikiyle “Evrenin Geleceğinde Gençliğin Rolü” konulu yarışmaya katılması “Dünya Yirmi iki Bin Kilometrelik Seyahat” ödülünü kazandırır ve bu yolla bir çok ülkeyi görme ve tanıma şansına erişir.

Telaşlı bir yılın ardından 1963 yılında da, Hamiye’yi çok mutlu edecek başka bir olay gerçekleşti. Amerika Seramik Derneği’nin Washington’da açtığı Uluslararası Seramik Sergisi’ne İtalya’dan katıldı ve hem de en iyi kritiği aldı ve hem de ünlü Amerika Kil Derneği üyeliğine kabul edildi .

Bu gurur verici başarıları, dopdolu yaşama olanaklarına rağmen memleket özlemine dayanamayarak 1963 yılında yurda döner. Bir yıl boyunca seramikle ilgili iş arar ama bu gerçekleşmez. Sonunda kendi atölyesini kurmaya başlar ve sevgili hocası İsmail Hakkı Oygar’ın yaptığı ilk fırınında, ilk iş olarak Ulus’daki Yiba Çarşısı’nın girişine bir çalışma yapar.

1965 yılında İsrail’de sanatçı köyünde bir yıl kalır ve seramik çalışmalarını orada da sürdürür.

İsrail’de iki sergi açar Hamiye. Biri, Ein-Hod’dadır. İkincisi ise Tel Aviv Bat-Yam Belediye Müzesi’nde Picasso sergisi’nden hemen sonra açılır. Serginin adı “Orada Bir Köy Var Uzakta”dır. Açılışa İsrail Kültür Bakanı da gelir. Sergi çok sükse yapar ve Batyam Şeref Madalyası verilir Hamiye’ye .

1966 yılında atölyesini yeniden düzenler. Atölyesi sadece seramik yaptığı bir çalışma ortamının ötesinde, bir seramik laboratuarı, müzik yapılan bir meclis, kitap okunan bir kütüphane, yemek toplantılarının yapıldığı nezih bir restoran, her daldan sanatçının katıldığı bir sanat merkezi, kısacası Hamiye Çolakoğlu’nun dergahı olur. Atölyesindeki bu sanatçı birlikteliğini resmileştirerek Birleşmiş Ressamlar ve Heykeltıraşlar Derneği’ni kurar.

Nihayet 1972, Devlet Güzel Sanatlar Galerisi’nin Zafer Çarşısındaki yeni yerinde Türkiye’deki ilk kişisel sergisini açar. 1964’de Füreya Koral’ın Galeri Milar’da açtığı ilk seramik sergisinden sonra Ankara’daki üçüncü (ikincisi ise Bingül Başarır’ındır) ve Zafer Çarşısındaki ilk kişisel seramik sergisidir bu .

Seramik çalışmaları büyük bir ivme kazanır: Özel Yükseliş Koleji öğrencilerine seramik dersleri, birçok kamu ve özel şirket binalarına seramik duvar panosu uygulamaları, Bozüyük Seramik Fabrikası ve Çanakkale Seramik Fabrikası’nda büyük boyutlu çalışmalar gerçekleştirir.

1974 yılında Alman Kültür Derneği’nde bir kişisel sergi daha açar: “Doğanın Dokusu I” der adına. Aynı yıl Macaristan’da çok ünlü bir şatoda düzenlenen uygulamalı seramik sempozyumuna katılır ve bir buçuk ay kalır Macaristan’da .

İran’a Şahın davetlisi olarak Mustafa Tunçalp’le birlikte giderler ve yaklaşık bir aydan fazla kalırlar. Dönüşte hemen Çan’a çalışmaya koşar.

1978 yılının Haziran ayında Ankara’daki Çanakkale Seramik Galerisi’nde, “Doğanın Dokusu 5” diye adlandırdığı sergisini açar... Bedrettin Cömert tam dört kere gezer sergiyi. Sevgi Soysal’ın heykeli karşısında durur, durur ve “Hamiye yahu, bir insanın heykelinin yapılması için ölmesi mi gerekir?” der. Sergi için bir de harika yazı yazar. Bu son yazısıdır Bedri’nin. Ertesi günü kurban edilir Bedri. Ne büyük kayıptır... İtalya’da başlayan bir dostluk böyle mi bitiverecekti? .

Atatürk’ün 100. Doğum Yılı Kutlamaları çerçevesinde Türkiye ve Uluslararası Çocuk Sağlık Merkezi’ne “Evrende Barış Senfonisi” çalışmasını yapar ve bu eseriyle 1982’de İş Bankası Büyük Ödülünü alır. Çolakoğlu 1983 yılında ise Hacettepe Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi’nde Seramik Bölümü’nü kurmakla görevlendirilir.

1990 yılında Hamiye, bir kez daha kişisel sergi açar Tunalı Hilmi Caddesi’ndeki Emlakbank Sanat Galerisi’nde. Porselen sergisidir bu. Küçük objelerin ağırlıkta olduğu bu sergi de olağanüstü yankı yapar. Hamiye sanatının doruğundadır .

Bu sergiden üç yıl sonra 1993’de bir kişisel sergi daha açar.

Ankara Atatürk Bulvarı üzerindeki Şekerbank Sanat Galerisi’nde açılan bu sergide son derece yeni, son derece anlamlı yapıtları sergilenir. “Bombalar Çiçek Açmalı”, “Sonsuzluğa Açılan Kapı”, Bosna-Hersek Anısına”, “Uğur Mumcu’ya Saygı” gibi yapıtlar sadece seramiğin erkini değil, aynı zamanda Hamiye Çolakoğlu’nun da hem seramik teknolojisindeki, hem de sanatsal yaratıcılıktaki erkini göstermesi bakımından cidden kayda değerdi (74).

Bu serginin sonrasında Hamiye Çolakoğlu’na 1993 yılı Sanat Kurumu, Yılın Sanatçısı Ödülü verilir.

1994 ve 95 yılları okul-ev-karma sergiler üçgeni içinde geçer. Tam bu tekdüzelikten bezmek üzereyken büyük bir atılımı gerçekleştirir Hamiye ve 1995 yılında Beytepe Kampusu yakınlarındaki Beysukent’ten bir yer alır. Artık “Beyaz Ev”e başlanabilir .

Yıllardır düşünü kurduğu sanatçı köyünü gerçekleştirememenin burukluğunu Beysukent’deki Beyaz-Ev’le gidermek için kolları sıvar.

1997’de Çan’da “Yaşam Ağacı Heykeli”ni, aynı yıl Bilkent Üniversitesi “Bilimin Işığı” duvar panosunu ve “Bilim Ağacı Heykeli”ni yapar (79).

Kitabın “Sanatçı Hamiye Çolakoğlu” bölümünde ise sanatının yönelimleri ve sanatçı kişiliğinin özellikleri vurgulanır:

Sanatın bir bütün olduğu ilkesini doğrulayan birçok sanatçı ve sanatçıların çalışmaları örnek olarak gösterilebilir.

İşte Hamiye’nin sanatsal yetisi buna da tipik bir örnek oluşturur: Resim, seramik, heykel, dekorasyon, müzik ve hatta yazın sanatının kimi dalları... Bunların her birine ciddi bir şekilde eğilmiş ve her birinden “sanat” kabul edilmesinde en ufak bir tartışma göstermeyen ürünler vermiştir... Sonunda seramik sanatında karar kılmış ve bundan asla vazgeçmemiştir... Sanata ve seramiğe olan bağımlılığı öylesine ileri götürmüştür ki artık onun özel yaşamı veya gönlünün çektiği bir yaşamı bile kalmamıştır, kalmamış gibidir .

Doğuştan gelen yetisini, merak ve araştırmacı yönüyle birleştiren Çolakoğlu, yaşamında ve özellikle sanatında hep yeniye ve özgün olana ulaşabilmiştir.

Hamiye Çolakoğlu, sanatında teknoloji ile estetiği, geleneksellikle modernliği daima bir denge içinde birleştirebilen ve bunu da yaşamının kendisiyle, yaşamın dirikliğiyle örnek gösterilebilecek bir şekilde senteze ulaştırılabilen sayılı sanatçılardan biriydi (86).
Işıklarda olsun...