Terzi Kadınlar

Eskiden kadınların 3 ayrı terzisi olurmuş. Gündelikçiler, orta halli elbiseleri dikenler birde yabanlıkları yaratanlar.. İnternette gezinirken (Nezihe Aras hanımefendinin eski terziler üzerine pek bir muhabbetli yazısını okudum teee 1985 lerde yazmış bu konuyu aklıma o düşürdü…)
En garibinin bile iki terzisi varmış genelde biri Rum biride ermeni olurmuş. Bunlardan biri eve gündeliğe gelir ötekine taa Tepebaşına provaya gidilirmiş. Ha bu bahse konu Abdülhamit devri değil 1950 ler…
O yıllarda hazır elbise alınıyor alınmıyor değil de çok pahalıya geliyor. Çocukluğumdan hatırlarım anamın diktiği donları, pijamaları giydiğim günleri buda çok eski değil 1970 ler.. Babam alt tarafı bir devlet memuru anam ev hanımı ne yapsınlar hazır dona pijamaya para yetmiyordu demek ki. Her neyse hazır giyim o yıllarda daha çok çocuk giyiminde oda herkesin harcı değil.
O yıllarda organzeler etekleri plili emprimeler iri tokalı iri delikli kalın kemerler leylak kokulu sandıklardan çıkarılıp giyilen o taftalar … En meşhur moda dergiside “Yelpaze” mutlaka ama mutlaka her ay kapağında bir İtalyan dilberi.. yıl 1950 ler nede olsa..
Yelpaze dergisinden daha eskilerde var tabii Kalivroussi var mesela ama bugün hayatta olanların hiç birinin hatırlayacağını sanmam. Eskinin sosyete biçer dikerlerinden Calibe var yani İstanbul daha İstanbul ken var tüm bunlar yine biz 1950 lere gelecek olursak orta halli her kadının ismi Eleni, Virjin Liza veya Maria olan mutlaka devamlı bir terzisi olurmuş.
Eh atla deve değilki
1950 leri Ağustos sıcağında in cin top oynağan Beyoğlunda diyelim eskiden Fransız hastanesi olan şimdilerde konsolosluk binasının hemen önündeki asfaltın üzerinde birbirinden zarif hanımların sivri topuklarıyla bıraktıkları delikler olurmuş. Onun biraz altında şimdilerde nedir bende bilmiyorum Köşe meyhanesi varmış. Burada demlenen yarı külhan badem bıyıklar (bugünkü badem bıyıklara benzemezlermiş) az sonra taş çatlasa 7lira 45 kuruş gelecek hesabı ödeyip fırlamaya peşlerine takılmaya hazır nazır beklerlermiş… O yıllarda henüz taciz etmek kavramı icat olunmadığından bu ağbilerin maksadı hanımların yürürken arkalarında bıraktıkları buram buram kokan Fransız parfümlerini doyasıya teneffüs etmek ha bir adım sonrasında oturduğu mahalleyi evi öğrenebilmek… Öyle demeyin bu yöntemle İstanbul çok büyük aşklara da şahit olmuş.
Bu hanımlar kışında hotozlu gezerlermiş. Hotoz dediysek kallavi Osmanlı hotozu değil kastımız. Şapkalarının tülü üzeri benek benek çeneye kadar örtermiş suratlarını. Eldivenleri kara kadife çorapları fileli ve arkaları illede kalın çizgili…Yakalar ise elbette Rönar… Tilki nin gavurcası… O omuzlardan cam gözleri ile sarkıp kötü kötü bakarmış gibi insanın suratına gözlerini diken bu tilki kardeşleri bende Amerikan veya eski Fransız filmlerinden hatırlarım… Biz tabii yaşamadık o günleri..
Hatıralarım 1960 ların sonlarında başlar… Genelde ana kız çalışan kara giysili dul ve hala kocasının yasını tutan lise ikiden terk kızı ile sabahlara kadar dikiş makinasının başından kalkmayan namuslu hanım terziler dönemini hatırlarım ben.. O terziler eski mantoları ters yüz ederler etek boyu uzatıp kısaltırlar astar değiştiriler yaka takarlar flapa keserler vatka biçerlerdi.. Ellerinden her iş gelirdi yani.
Peki konfeksiyon icat oldu mertlik bozuldumu…
Bilmem onuda kadınlar düşünsün
O saray kırmızısı kaşmirler frapan bukle kumaşlar kloş modeller ağzı büzgülü gümüş saplı çantalar Lion mağazasından alınmış gece tuvaletleri Tanca yada Goyadan alınmış iskarpinlerin yanı sıra tramvay çanına karışan çıngıraklı kahkahalar 50 kuruşluk frigo yerken hatırlanan terzi madam gerdanları gece yorganlarını kafalarına çekince buz gibi yatağın içinde o yarı külhanbeyi ağbilerin özlemle andıkları makastar kirpikleri… bunların hepsi hoş bir ses olarak kaldı geçmişte.
Bildiğim tek şey artık hiç biri geri gelmeyecek olan o lezzetler… Ne yıllar ne tramvaylar ne Frigo dondurmalar nede o terzi kadınlar…

Alıntı