Başarı Hikayeleri: Ferah Mutkilioğlu – Gülnur Kelçe

Merhaba,
Ben Izmir'de yaşıyorum. 21 yıllık öğretmenlik hayatından sonra 4 yıllık emekliyim. Ülkemizde idealindeki işi yapabilen ender insanlardanım ve bu nedenle de şanslıyım diye düşünüyorum. 21yıl,ben resim yapamam diyen çocuklarımın resim yapmanın keyfine varmalarına yardımcı olmaya çalıştım. Resimin bir ders değil keyifle geçirilecek 40 dakikalık bir mola olduğunu anlattım onlara. Renklerle oynadık birlikte, basit çizgilerden yola çıkıp neler yapabileceğimize baktık. Ama çocukluğumdan beri varolan  ikinci bir aşk daha vardı içimde. Memleketimde,Karaburun'da yaşamak ve toprakla yoğrulmak.Emekli olur olmaz kendi bahçemde tarıma başladım. Ama hiç bir şey bilmiyordum. Ben bilmiyorsam da yanımda derya deniz iki insan vardı. Annem ve babam. Aldım bir defter oturdum karşılarına,onlar anlattı ben yazdım.Ağızlarından çıkan her bilgiyi not ettim.Benden sonra da birilerinin işine yarar belki diye. Gelenekse yöntemle,onların yaptıkları yöntemle ektim,diktim. Sonra öğrendiklerimi uygulamaya başladım. 50-60 yıl öncesinde yaşıyormuş gibi. Tohum ne zaman ekilir,ulak nasıl açılır,susuz domates nasıl yetiştirilir öğreniyordum.Iki çapa bir su yerine geçermiş öğrendim. Hiç kimyasal kullanmadım,kullanmayacağım da. Odun külü,toz kireç,yol tozu,kükürt de pekala bitkileri hastalıktan koruyormuş. Gördüm,deneyimledim. En büyük sıkıntı ata tohumları bulabilmekti. Bu konuda da dayım imdadıma yetişti.Yıllardır ektiği tohumlarından verdi bana.
İşte o andan itibaren de yerli tohum toplamaya başladım. Yetiştirdiklerimden, çevremdeki insanlardan ve doğal çevremden. Bu konuda şanslıyım. Karaburun endemik açıdan zengin bir bölge.Bir çok tıbbi ve baharatlık ot ve bitki bahçemde kendiliğinden çıkıyor. Bana da tohum dönemini beklemek kalıyor.Ne yazık ki sadece hayvanların değil bitkilerin de soyu tükeniyor.Babam çocukluğundan bir yeri anlatırken Meneviş'li diyor. Ben o ne diyorum. Annem Govalı Kaklık diyor,ben o ne diyorum. Meğer bunlar ve söyledikleri bir çok yer,isimlerini o bölgede yetişen çiçeklerden alıyormuş. Ben gova'yı kova zannederken onun gova otu olduğunu,meneviş'in de bir tür orkide olduğunu öğreniyorum. O nedenle de o tarihten bu yana bulabildiğim tüm bitkilerin tohumunu toplamaya ve üretmeye başladım.Hatta kendimce küçük bir tohum bankası bile oluşturdum.Bu ,suya taş atmak gibi.Sizden başlayıp dalda dalga çevrenize geçiyor.
Arkadaşlarım ve yakın çevremdekiler de ellerindeki tohumları buldukları bir toprağa ve ya saksıya gömmeye başladılar.Tohumlar büyüyüp fidana dönünce yüzlerindeki çocuksu mutluluk ömre bedel.Toprak bana gözlemeyi,sabretmeyi karşılıksız sevmeyi öğretti.Tohum zamanını bekle,fidana dönmesini bekle,büyümesini bekle,ürüne dönmesini bekle.Sabret ve gözlemle.Gözlemle ve zamanında müdahale et.
Toprağı ve doğayı gözlemlemeye başlayınca duyarlılığınız da artıyor.
Tam bu dönemde, eşine ,genç yaşta olmasına rağmen parkinson tanısı konan kocaman yürekli bir kadınla tanıştım.Pes etmeyen,mız mızlanmayan,isyan etmeyen,en önemlisi de bırakıp gitmek yerine mücadele etmeyi seçen bir kadın.Gülnur Kelçe.Kendi yaşadıklarından yola çıkıp Parkinson Hastaları Derneği'ni kuran bir kadın.Gözlemlemeye devam ettim.Yaptıklarını,mücadelesini...Bu mücadele dir beni bu gün derneğin genel sekreteri yapan.Dünya ülkelerinde olduğu gibi ülkemizde de günden güne nüfusumuz artmaktadır. Buna bağlı olarak nöro-dejeneratif hastalıklarda artış görülmektedir.
Toplumuzda yeteri kadar tanınmayan Parkinson hastalığının önümüzdeki 30 yıl içerisinde 3 katına çıkacağı uzmanlar tarafından öngörülmektedir.Ülkemizde kronik seyreden ve bütün hayatı etkileyen bu hastalıkla mücadele konusunda;
Parkinson Hastaları Derneği olarak konu ile ilgili hasta, hasta yakını, ve bir grup gönüllünün bir araya gelmesi ile Nisan 2014'te İzmir'de kurulmuş olup ülkemizde Parkinsonlu bireyler tarafından oluşturulan  ilk sivil toplum örgütüdür. Derneğimizin birincil hedefi, ülkemizdeki Parkinsonlu bireyler ile hekimlerimiz dışında her ikisinin de arasında bulunması gereken sivil inisiyatif boşluğunu gidermektir.
Amaçlarımız arasında:
Parkinsona yakalanan ve bu hastalıktan etkilenen bireylerle ailelerinin yaşam kalitesinin yükseltilmesi maksadıyla sosyal, bilimsel etkinliklere imza atmak;
Parkinsonlu bireylerin duygusal ve fiziksel sağlıklarının güçlendirilmesi için  başta konu ile ilgilenen hekim ve uzmanlarımızın desteği ile egzersiz, terapi, eğitim ve iletişim programları sunarak; evlerinden çıkmak istemeyen parkinsonluları topluma kazandırmak;
Türkiye'de giderek yaşlanan toplumumuzda hızla artan Parkinson konusunda toplumumuzu bilinçlendirmek sayılabilir.
Yetebildiğimiz tüm alanlarda, daha yaşanabilir bir dünya için yapılacak işlerimiz yürünecek yollarımız var.
Biz kadınlar olarak ulaşabildiğimizce çok insanımızın hayatına dokunabilmek istiyoruz.
Sevgiyle kalın...
Ferah Mutkilioğlu