Bir sabah uyanıyorsunuz…

Bir sabah uyanıyorsunuz, hazırlanıp arkadaşlarınızla buluşmak için dışarı çıkıyorsunuz. Sokakta araç kullananların yüzde sekseni kadın şoför ;minibüs, otobüs,tren,tramvay,taksi,vapur,.. Susamışsınız bir bakkala giriyorsunuz Nergis Hanım işletiyor yıllardır. Eski bir kahvehanenin önünden geçiyorsunuz, emekli kadınlar, genç kadınlar muhabbet edip,tavla atıyor.. Arkadaşınızla buluşacağınız cafeye ulaştınız, içeriye girdiniz tek tük erkek var. Mekan sahibi yine kadın. Arkadaşınızla sohbet ettiniz uzun uzun, belki bir kaç soğuk bira içtiniz malum hava sıcak. geç oldu evinize gideceksiniz,otobüse bindiniz. Otobüs şoföründen tut, yolculara kadar yine çoğunluk kadın.İneceğiniz durağa geldiniz. Evinize bir kaç metre yürümeniz gerekiyor. Sokakta dolaşan kadınlar var, kimi içmiş evine gidiyor sizin gibi kimi işten çıkmış yorgun...
Bazen sizin de aklınıza erkeklerin alanlarını kadınlar alsaydı nasıl bir dünya olurdu gibi düşünceler geliyor mu? Mesela otostop ile bir yerden bir yere gitmek daha kolay olmaz mıydı? Arabanın içindeki adamın katil, manyak ya da sırnaşık bir tip olup olmadığını kavramak içip yaklaşan aracın içindeki şoföre bön bön bakmak durumunda kalmazdık en azından diye düşünüyorum. Elbetteki kadınlar melek değil ama hiç tanımadığınız bir araca binecekseniz şoförün kadın mı yoksa erkek mi olması sizi rahatlatırdı? Ben söyleyeyim her iki cinsiyet de şoförün kadın olmasını isterdi. Çünkü daha güveniliriz. Neredeyse çocukluğumdan beri gezgin olma hayali kurdum. Hemen hemen herkes dünyayı dolaşma hayaline kapılmamış mıdır hayatının bir zamanında? Ben bu duyguyu ilk Ayşegül çizgi kitaplarını karıştırıken hissettim. Ayşegül Hindistan'dayken o kadar kıskanmıştım ki hala kendini tanımaya ve hayattaki amacını çözmeye çalışan bir kadın olarak zaman zaman yükselen beni neyin mutlu edeceği sorusu çocukluğuma yöneltti. Ayşegül'ün bir filin üzerinde dolaşması, yeni, farklı hayvanlarla tanışması,oynaması ve sürekli seyahat etmesindeki kıskançlığın aslında hala eksikliğini hissettiğim duyguların varlığını kavramama sebep oldu. Merak.. Yeni insanlar,kültürler,diller,hayatlar. Yaşama karşı bir merak. Belki de bu yüzden arkeolog oldum. Ailem ile gittiğim tüm o güzel şehirleri gezerken, aklımda ilerde buraya tek başıma geleceğim duygusu beni inanılmaz heyecanlandırıyordu. Ve büyüdüm. 31 yaşındayım . Ailemle gittiğim o şehirlerin dışında, o yaşlarda hiç aklıma gelmeyecek şehirlere,ülkelere gittim. Buna yol açan Arkeoloji oldu. Peki neden durdum? Neden bir hayal kurmaya başladığımda aklımı olumsuzluklar silsilesi dolduruyor? Geçmişten bugüne ne değişti? Neden hayallerimin yerini korkularım aldı?
Hayatımıza giren insanların, özellikle erkek arkadaşlarımızın bizi nasıl değiştirdiğini hiç düşündünüz mü? Olumlu mu?Olumsuz mu? Hayatımızda bir karar alırken öncelikli düşündüğümüz insanlar ailelerimiz ve erkek arkadaşlarımız değil midir? Kaç hayalimizi onlar için kırpmak durumunda kaldık peki? Ne kadar kendimiz olabildik hayatta? Hayallerimizin, isteklerimizin ne kadarını başarabildik? Kendim için söyleyeyim.. Evet hayallerimin küçük bir kısmını başardım. Peki ya gerisi. Gerisi korkularımla başetmeye çalışıyor. Savaşıyor.. Ben bazen izliyorum bazen müdahale ediyorum. Güçlenmek istediğimde aklıma tarihteki bazı kadınlar geliyor; hayatlarının merkezine hayallerini koyan kadınlar. George Sand mesela 19. yy Fransasında gece tek başına sokağa çıkmak isteyen erkek giysileri içerisinde Paris sokaklarında dolaşan bir flanör. Chopin'in büyük aşkı. Ama önce bir yazar. Yine 19. yüzyıldan Lou Andreas Salome. iyi bir psikanalist. Freud, Nietzsche ve Rilke'nin unutulmaz aşkı. Virginia Woolf,,Jeanne d'Arc,Marie Currie,Rosa Luxemburg,Coco Chanel,Rosa Parks,Dian Fossey,Susan Brownell Anthony,Sappho (ilk kadın yunan şair),..saymakla bitmez.. Bu kadınların ortak özellikleri zamanın ötesinde düşünüyor olmaları.Hayatlarının merkezine yaşamak istedikleri dünyayı, yapmak istedikleri işleri, hayallerini ve cesaretlerini koymaları. Anadolu ve yunan tanrıçalarına baktığımızda da yine hayatı doğuran,üreten, savaşan kadınlarla karşılaşıyoruz. Kimi zaman kıskançlıkla ,entrikalarla birbirine düşürülmüş kadınlar bunlar. Tüm insani özelliklerini taşıyan fakat tanrısal bir güce sahip mücadeleci kadınlar.
Günümüz dünyasında, modern,uygar, bilgisayar çağında yaşayan biz kadınlar oldukça görünür durumdayız. Bedenlerimizle, makyajlı yüzümüzle,güzelliğimizle,duygusallığımız ve şevkatimizle, kutsal anneliğimizle... Fakat ya düşlerimiz.. Ya kırgınlıklarımız... Ya umutlarımız... Birey olarak var oluşumuz? Çok fazla tedirginliğimiz var hayatta.. İçten içe hissettiğimiz.. Bize ait olmayan belki anne babamızdan, belki çevremizden belki de erkek arkadaşımızdan edindiğimiz tedirginlikler bunlar. Bize ait değiller. Annemiz geç saatte sokakta olma dediğinde elbetteki haklı korkular taşıyordur. Fakat sokaktan elimizi,bedenimizi,sesimizi çektiğimizde biz nerede var olacağız? Televizyonda mı? Bilboardlarda mı?
Geçenlerde bir video izlemiştim. Filistinli bir kız babasını darp eden İsrailli bir polise karşı çıkıyordu. Yaşı belki 8 belki 9 .. Ahed Tamimi. Siz de duymuşsunuzdur geçen aylarda içeri alınmıştı 12 ayrı suçlama ile. Sonra serbest bırakıldı. İnternete ''filistinli cesur kız'' diye yazınca Tamimi çıkıyor artık.
Beni etkileyen bir diğer örnek Malala Yusufzay. Pakistan'da Taliban'ın kadınlar üzerindeki baskısına karşı mücadele eden genç bir kadın aktivist. 15 yaşında taliban tarafından vuruldu. Ölümden döndü ama yılmadı,pes etmedi. Şimdi 21 yaşında ve Nobel barış ödülü sahibi.
Büyük olasılıkla #Me Too itiraflarını duymuşsunuzdur. Sosyal medyada, o bildiğimiz Hollywood ünlülerinin yaşadığı tacizleri anlattıkları ve herkesin severek izlediği ünlü filmlerin yönetmenlerinden tutun yapımcılara, oyunculara kadar tüm tacizcilerin ifşa edildiği bir başlık oldu.
Hayat o kadar değişken ki. Bir gün uyandığınızda her şeyin yükünü üzerinizde hissediyor olabilirsiniz. Belki de haklısınızdır taşıyabileceğinizden çok daha büyük bir yük taşıyorsunuzdur. Yukarıda bahsettiğim kadınlar gibi. Birbirimizden hiç farkımız yok inanın. Yükümüzü hafifletmek,gücümüzü hissetmek istiyorsak eğer harekete geçmeliyiz. Çok basit bir yöntemle başlayabiliriz. Birbirimize destek olarak. İçimizde var olan ama korkularla, endişelerle unutturulan o gücü tekrar ortaya çıkarmak için yan yana olmalıyız. Kendimzi tanımak için, tüm güzelliğimizi ortaya çıkarmak için,hayatı barışçıl kılmak için, sevgi aşılamak için, üretmek için, var olmak için, kendimize ve birbirimize güvenmeliyiz. Boş verin babanızın annenizin sizin için kurdukları hayalleri. Onların hayalleri. Siz kendi hayallerinizi üretin. Boş verin okulda sizi işe yaramaz hissettiren hocaları. Siz sevdiğiniz, hoşlandığınız, ilginizi çeken ne varsa merak edin,sorun,öğrenin,konuşun,bağırın,koşun. Boş verin size deli gibi aşık olduğunu söyleyen ama kız arkadaşlarınızla akşam buluşmanıza izin vermeyen,eteğinize karışan, düşüncelerinizi saçma bulan, sizi yüceltmeyen, size güvenmeyen, sizi geliştirmeyen erkek arkadaşlarınızı. Siz okuyun,araştırın,öğrenin,paylaşın,paylaşımlarınızı çoğaltın arkadaşlarınızla. Hayal kurun. Sonra hayatı yaşayın. Kendi hayatınızı, kendi kararlarınız ve kendi-öz korkularınızla savaşarak yaşayın. Kendi hikayenizi yaratın.
Son olarak Amazon kadınları duymuşsunuzdur.
''Amazon halkının tarihine göz atacak olursak bu konuda da çeşitli mitler olduğunu görürüz. Bazıları onların Zeus ve Artemis’in kızları olduğunu iddia ederken bazı kaynaklarda onlardan Ares ve Afrodit ‘in kızları olarak bahsedilir.
Başka bir görüşe göre ise onların Kafkaslar’da varlıklarını sürdüren Sarmatyanlardan geldiği ve Karadeniz ‘e yerleşerek burada varlıklarını devam ettirdikleri söylenir.
Soyları kime dayanırsa dayansın, bu savaşcı kadınlar hakkında ilk duyduğumda beni çok heyecanlandıran bir durum daha vardır; sanılanın aksine Amazonlar, Amazon Nehri kıyısında değil, Fatsa- Ordu yakınlarındaki Thermedon ırmağı kıyısında, Kraliçe Hippolyta önderliğinde bağımsız bir krallık kurarlar. (Krallık mı? Olmadı. Kraliçelik diyelim.)
Karadeniz ‘e yerleşen bu kadın savaşçıların bir çok şehri de kurduğu bazı kaynaklarda yer almaktadır. Ephesus, Sinope, Paphos, Smyrna…bu şehirler arasında sayılabilir.'' (alıntıdır. https://vninmurekkepizi.wordpress.com/tag/yunan-mitolojisi/)
Efes antik kentinin (Ephesus), Sinop'un (Sinope), antik İzmir'in (Smyrna)kent kurucularının Amazon kadınlar olduğunu bilmek güzel değil mi?
Okumak isteyenlere güzel bir kitap. İçinizdeki gücü tekrar hatırlamaya, hissetmeye yarayacak:
''Kurtlarla Koşan Kadınlar''- Clarissa P. Estes
Bakarsınız bir gün gelir başta kurduğumuz hayalin bir kısmı gerçeğe dönüşür. Tek başımıza dünyayı dolaşabilme hayalimizi öz güvenle, rahatlıkla, korkmadan yaşarız. kim bilir.

Ezgi Emre