Modern Toplumun Eşitlik İdeali Karşısında Kadın

İnsanlığın temelde bir olduğu ve insanların eşit olduğu fikri, günümüzün modern insanlık fikrinin eşitlik, özgürlük, kardeşlik kavramları üzerinde inşa edilmesinin temelini oluşturur. Aydınlanma felsefesinin en önemli temsilcilerinden biri olan Jean Jacques Rousseau da özgürlükle eşitliğin 'biri diğeri olmadan olmayan' bir bütünlük oluşturduğunu savunur. Rousseau iyi düzenlenmiş bir toplumda özgür, eşit ve insan doğasıyla barışık bir şekilde yaşamak için önerdiği eğitim anlayışını Emile isimli bir oğlan çocuğunun eğitimini konu edindiği Emile adlı eserinde verir. Emile insan doğasına uyumlu ve insanı köleleştirmeyen bir toplumsallıkla eğitilecektir. Ancak Rousseau Emile’in karısı olarak yetiştirilecek olan Sophie’nin eğitimine geldiğinde başlangıçta eşitlediği kadın ve erkeği toplumsal birliktelik gereği farklılaştırarak kendisinin önemsemediği türden bir eşitsizliğe yol açar. Erkek aktif ve güçlü kadın ise pasif ve zayıf olmak durumundadır. Modern toplumda toplumsal cinsiyet üzerinden kurulan edilgenlik ve etkenlik ideolojisi, erkeğe ve erkekliğe etkenliği, kadına ve kadınlığa ise edilgenliği atfetmiştir.

‘’ Aydınlanma felsefesinin en önemli temsilcilerinden biri olan Jean Jacques Rousseau da İnsanlar Arasındaki Eşitsizliğin Kaynağı ve Temeli Üstüne Konuşma adlı çalışmasında uygar topluma geçiş sürecindeki özel mülkiyet değişimi ve bunun beraberinde getirdiği eşitsizlik ve özgürlük üzerine olan etkilerini sert bir üslupla eleştirmiştir. Rousseau’ya göre insanlar arasında var olan iki tür eşitsizlik söz konusudur. Birincisi, doğuştan gelen yaş, sağlık, beden gücü, zeka ve ruh nitelikleri arasındaki farklılıklar, diğeri ise siyasetin doğurduğu eşitsizliktir. Eşitsizliğin ortaya çıkışında, doğal durumdan uygar topluma geçişte kaybedilen acıma duygusu ve merhamet gibi bazı değerlerden bahseden Rousseau, uygarlığın öne sürdüğü akıl yürütmenin, bu değerleri yok ettiğini vurgular. Rousseau’ya göre “uygarlıktaki her yeni ilerleme, aynı zamanda eşitsizlik yolundaki yeni bir ilerlemedir. Uygarlıkla doğmuş olan toplumun kurduğu bütün kurumlar, ilk ereklerinin tersine dönerler” (2002:76). Rousseau’nun burada bahsettiği, eşitsizliklerin tekrar eşitsizliği doğuracağı bir kısır döngüdür aslında. Buna göre, uygarlık gelişir, bu mülkiyet anlayışını değiştirir özel mülkiyet fikri ortaya çıkar, bu doğal durumdan kopuşu getirir ve bunun da sonucu eşitsizliktir.’’

Kamuran ELBEYOĞLU
Prof. Dr.,Toros Üniversitesi, İktisadi İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi, Mersin-Türkiye.kamuran.elbeyoglu@toros.edu.tr